“Rüzgar yüzümü okşayıp geçiyor.Yağmur serpiştirmiş,toprak kokusu var.Uzaktan bir derenın çılğınca çıkardığı sesler yankılanarak üzerime geliyor.Huzurluyum.Aldığın her nefef tüm bedenime tıpkı bir terapi gibi yumuşatıyor.Hiç tasam yok.Öylesine mutluyum ki tahayyül bile edilemeyen hazza erişmiş gibi.
O kadar geniş bir vadinin tepesindeyim ki yeşilin tüm tonlarıyla resmedilmiş bir tablo sanki.Tanrının varlığının kanıtıymışcasına yüreğini okşayan bir güzellikte,tüm vadinin ılık melteminin geçtiği boğazın tam ortasındayım.Saçlarım rüzgardan dalgalanırken beyaz telleri farkediyorum.Sakalım herzamanki gibi uzun,yüzümdede aklar var.Hislerim,düşüncelerim,ruhum ana rahmindeki gibi olsa da bedenim eskimiş artık.Hala tütün içiyorum.Aynı marka,aynı usul.
Tam tütün sararken arkadaki evi farkediyorum.Kalın kütüklerden yapılmış çitlerle çevrelenmiş ahşap ev.Yeşilliğin ortasında,biraz yaşlanmış,siyaha çalıyor.Geniş bir bahçesi var türlü türlü meyve ağaçları.Gece gibi simsiyah bir köpek,paşa gibi uzanmış.Eve doğru yürümeye başlıyorum,yaklaştıkca muazzam yemek kokuları sarmaya başlıyor etrafı,daha da meraklanıyorum.Evin yanında garaj gibi bir atölye var.İçerden sesler geliyor.Aniden iki çocuk fırlayıveriyor dışarı.Öncen çıkan küçük bir kız çocuğu,uzun sarı saçları rüzgarda ahenkle dalgalanıyor.Kızın ardından bir erkek çoçuk çıkıyor,kızın ardından alabildiğine hızla koşuyor.Biraz zayıfca sanki,ama yaşına göre sanki biraz da boylu.yapısı saglam bir çocuğa benziyor.Onlara takılınca gözüm bahçedeki mangal düzeneğini farkediyorum.Belli ki ev sahibi çok seviyor barbeküyü.Bahçeye doğru ilerliyorum.Çocuklar taş duvarlı havuzun etrafında koşuşturup oyun oynuyorlar.Eski bir nargile var mangalın yanında,şişesi gümüş işlemeli,marpucu sedef kakma.Belli ki özel yapılmış.Gördüklerim ailenin ne kadar keyifçi olduğunu apaçık gösteriyor.Güzel tasarlanmış bir bahçe,insana huzur veriyor.
Ben bahçeyi dolaşırken aniden evin kapısı açılıyor.Muazzam kokuların nerden geldiğini haykırırcasına,bir vadinin meltemine karışan kokular insanın başını döndürüyor.Kapıdan bir kadın çıkıyor.Hani bazı kadınlar kendilerine özenmediklerinde de tıpkı bir huri gibi olurlar ya,bu kadın da onlardan biri.Uzun boyuyla kapıla beliriyor.Üzerinde dizlerine kadar inen hafif ipeksi bir kumaştan muntazam dikilmiş rahat bir elbise var.Saçlarını belli ki aceleyle topuz yapmış,gerdanına dökülmüş bir kısmı.Çocuklara bakınca insan iki çocuk sahibi olup bu kadar da güzel olunur mu diye düşünmekten kendini alamıyor.Böyle huzur verici bir kadına sahip olan adamı merak ederken kadın o kadife sesiyle eşine sesleniyor.Sanki ılık ılık akan dupduru bir pınardan kana kana su içmek gibi bu kadını dinlemek.Öyle nağmeli öyle pürüzsüz ki konuşması,nihavent makamı eşliğinde meye doymak gibi.
Bu güzel kadının seslenişinin ardından garajdaki ses kesildi.Kapı aralanınca bir adam çıktı,kırmızıya çakan kalın kumaşlı bir gömlek ve altında hafif eskimiş bir kot pantolon.Yalnız adam da bir gariplik var yüzünü seçemiyorum.İri,yapılı bir adam.Uzun saçları var,dalga dalga.Rüzgarı yararak geliyor.Adam eve yaklaşırken köğek ayağa fırlayıp adama doğru koşuyor.Adam tek dizini yere koyup köpeği sevmeye başlıyor.Adama doğru yaklaşıyorum.Arkası bana dönük olan adamın saçları tıpkı benimkiler gibi.Sağ elinde mavi akik taşlı gümüş bir yüzük var.Yüzüğü görünce içim ürperiyor.Tıpkı babamın bana hediye ettiği yüzük gibi.Yaklaştıkça adamın sesi netleşiyor,köpeğini paşam giye seviyor.Ses hiç yabancı değil.Adam aniden dönüp saçlarını düzeltirken yüzünüü görüyorum.Dizlerim kesiliyor…
Bu adam benim.”
Bazen insan konuşamaz hani,dilinin ucuna yapışıp kalır kelamlar.İşte öyle anlarda diyardan diyara göç edip hayatlar kurarsın kendine.Sevdiklerini koyarsın o hayatların baş köşelerine.Herkes anlamaz bu hayalleri,konuşmadığın için suçlanırsın.Ama mazur görürsün onlar,çünkü herkes hayal kuramaz,kızamazsın insanlara yapamadıkları şeyler için.
Sürç-ü Lisan ettiysem affola.
Saygımla.