Karalamalar – Sefer-i....

— Hide menu

Blog

Yine mi güzeliz,yine mi çiçek?

Ucuz bir apartın balkonundayım,kulağımda dalga sesleri nefesimde tuz kokusu.Küçük bir masa var önümde ve apartın sahibi olan iki ihtiyar.Madam öyle güzel mezeler yapmış ki,bej rengi örtünün üzerinden her türlü diyarın kokusu yükseliyor.Tahta iskembelerin rahatlığıyla bu insanların doğallığı ve içtenliği şu muazzam yaş üzüm rakısını içmeden insanın içini bir hoş ediyor.Güneş batmak üzereylen doluyor kadehler.Anason doluyor soluklarımıza denizin kokusuyla sevişerek.

Kadehin dudaklarıma değmesiyle anasonun damağıma nüfuz etmesi bir olur.Fonda,pikaptan gelen cızırtılı musiki,sezen nazlı nazlı söylerken anılar canlanır,memleket kurtulur bu masada.Sevdalara içilir,aşklara içilir bu masada.Gelmişe içilir , geçmişe içilir.Her kadeh kaldırmada mehtaba içilir bu masada.Mey bitmez,muhabbet bitmez,dert bitmez,deva bitmez bu masada.

An gelir herkes susar,derinlere dalar.O anlarda en eski defterler açılır,koklanır sayfalar.Kimsenin diline varmaz da yüreğine düğümlenir kelamlar.O düğümleri yalnız mey çözer.Tütünler sarılır,derin bir nefesler çekilir.Rakıyla her daim terbiyelenir tütün.Her nefeste gözler biraz daha dolar.Yıllar geçer üzerinden ama o defterler hükümet sırrı gibi saklanır,değişmez.Gözler gelir akıllara,sözler durur yüreklerde.Bir yudum daha mey gerekir bunlara.

An gelir neşeli kahkalar yükselir bu masadan,an gelir derin oflar çekilir.

Hava serinler,türk kahveleri pişer közün üzerinde.Kahveler yudumlanır,gün biter.

 

Boşluk :)

Bazen varoluşu ağır gelir insana… Kabuğuna çekilmek ister. Gözlerini kapamak, yalnız kalmak, fırtınalarını ve arayışını tek başına yaşamak ister,kimseleri karıştırmaz bu hesaplaşmalara.Bilir ki başkalarının etkileriyle alacağı kararlarda uzun vadeli pişmanlıklara dönüşecektir. Kimisi ise tam tersini yapar kalabalığa karışmak, gürültüyü artırmak ve yüzleşmemek ister kendisiyle…

Ben, birincisini seçenlerdenim.Çevremdeki insanların alınganlıklarının da bu durumda tuz biber kıvamında hayatıma girmesinde yapabileceğim birşeyin olmaması beni üzüyor.Beni tanıyanların kararı bana bırakmaları ise mutluluk verici bir durum,insan kendini yalnız hissetmiyor.Beni anlayan birilerinin olması cidden şu evreni yaşanılası kılmaya yeter.Bu kişiler bazen dostlarım ve her daim ailem.Sevdiğim,sevdalandığım kızların hiçbiri bunları bilecek kadar tanıyamadı beni,belki de fırsatları olmadı :)

Sürekli benden birşeyler bekleyenler oldu ve olacak fakat bu durumun farkında olmaları kendilerinin yararına.Aksi takdirde böyle durumlarda pek bir bencil olma durumum olduğundan birşeyler bekleyenlerin sadece avuçlarını yalamaları bence de hoş bir durum değil fakat inansınlar ki ben masumum :D

Şu sıralar kimseyi arayasım sorasım yok.Derdimi anlatacak kimse bulamadığımdan dolayı düştüm buralara :) Kötü yola düşmekten iyidir dimi :) :)

Kendimce neşeliyim,garip bir boşluğun içindeyim.Uzun süredir film izlemediğimi farkettim bugün.Oyun oynamadığımı farkettim bunu da birazdan Kızılaya inip oyun alarak halledeceğim.Bu arada deli gibi yemek yapıyorum çok mutlu ediyo beni :D Hatta sitemde mutfak bölümü açıp yaptığım yemekleri ve kendimce bulduğum püf noktalarını paylaşmayı düşünüyorum.Şu sıralar bu revizyon için yeni bir tema arayışı içerisindeyim.

Yoğun temponun ardından elimizde belgeleri verip ahanda yine mühendis oldunuz denilmesi açıkcası biraz beni mal yaptı :D Ne yani ders çalışmayacak mıyız sorusunun cevabını aramaktayım :D

Sanırım bir süre çalışmayacağız :D

E artık ben Kızılaya doğru yol almalıyım, görüşmek dileğiyle.

Bu adam Benim!

“Rüzgar yüzümü okşayıp geçiyor.Yağmur serpiştirmiş,toprak kokusu var.Uzaktan bir derenın çılğınca çıkardığı sesler yankılanarak üzerime geliyor.Huzurluyum.Aldığın her nefef tüm bedenime tıpkı bir terapi gibi yumuşatıyor.Hiç tasam yok.Öylesine mutluyum ki tahayyül bile edilemeyen hazza erişmiş gibi.

O kadar geniş bir vadinin tepesindeyim ki yeşilin tüm tonlarıyla resmedilmiş bir tablo sanki.Tanrının varlığının kanıtıymışcasına yüreğini okşayan bir güzellikte,tüm vadinin ılık melteminin geçtiği boğazın tam ortasındayım.Saçlarım rüzgardan dalgalanırken beyaz telleri farkediyorum.Sakalım herzamanki gibi uzun,yüzümdede aklar var.Hislerim,düşüncelerim,ruhum ana rahmindeki gibi olsa da bedenim eskimiş artık.Hala tütün içiyorum.Aynı marka,aynı usul.

Tam tütün sararken arkadaki evi farkediyorum.Kalın kütüklerden yapılmış çitlerle çevrelenmiş ahşap ev.Yeşilliğin ortasında,biraz yaşlanmış,siyaha çalıyor.Geniş bir bahçesi var türlü türlü meyve ağaçları.Gece gibi simsiyah bir köpek,paşa gibi uzanmış.Eve doğru yürümeye başlıyorum,yaklaştıkca muazzam yemek kokuları sarmaya başlıyor etrafı,daha da meraklanıyorum.Evin yanında garaj gibi bir atölye var.İçerden sesler geliyor.Aniden iki çocuk fırlayıveriyor dışarı.Öncen çıkan küçük bir kız çocuğu,uzun sarı saçları rüzgarda ahenkle dalgalanıyor.Kızın ardından bir erkek çoçuk çıkıyor,kızın ardından alabildiğine hızla koşuyor.Biraz zayıfca sanki,ama yaşına göre sanki biraz da boylu.yapısı saglam bir çocuğa benziyor.Onlara takılınca gözüm bahçedeki mangal düzeneğini farkediyorum.Belli ki ev sahibi çok seviyor barbeküyü.Bahçeye doğru ilerliyorum.Çocuklar taş duvarlı havuzun etrafında koşuşturup oyun oynuyorlar.Eski bir nargile var mangalın yanında,şişesi gümüş işlemeli,marpucu sedef kakma.Belli ki özel yapılmış.Gördüklerim ailenin ne kadar keyifçi olduğunu apaçık gösteriyor.Güzel tasarlanmış bir bahçe,insana huzur veriyor.

Ben bahçeyi dolaşırken aniden evin kapısı açılıyor.Muazzam kokuların nerden geldiğini haykırırcasına,bir vadinin meltemine karışan kokular insanın başını döndürüyor.Kapıdan bir kadın çıkıyor.Hani bazı kadınlar kendilerine özenmediklerinde de tıpkı bir huri gibi olurlar ya,bu kadın da onlardan biri.Uzun boyuyla kapıla beliriyor.Üzerinde dizlerine kadar inen hafif ipeksi bir kumaştan muntazam dikilmiş rahat bir elbise var.Saçlarını belli ki aceleyle topuz yapmış,gerdanına dökülmüş bir kısmı.Çocuklara bakınca insan iki çocuk sahibi olup bu kadar da güzel olunur mu diye düşünmekten kendini alamıyor.Böyle huzur verici bir kadına sahip olan adamı merak ederken kadın o kadife sesiyle eşine sesleniyor.Sanki ılık ılık akan dupduru bir pınardan kana kana su içmek gibi bu kadını dinlemek.Öyle nağmeli öyle pürüzsüz ki konuşması,nihavent makamı eşliğinde meye doymak gibi.

Bu güzel kadının seslenişinin ardından garajdaki ses kesildi.Kapı aralanınca bir adam çıktı,kırmızıya çakan kalın kumaşlı bir gömlek ve altında hafif eskimiş bir kot pantolon.Yalnız adam da bir gariplik var yüzünü seçemiyorum.İri,yapılı bir adam.Uzun saçları var,dalga dalga.Rüzgarı yararak geliyor.Adam eve yaklaşırken köğek ayağa fırlayıp adama doğru koşuyor.Adam tek dizini yere koyup köpeği sevmeye başlıyor.Adama doğru yaklaşıyorum.Arkası bana dönük olan adamın saçları tıpkı benimkiler gibi.Sağ elinde mavi akik taşlı gümüş bir yüzük var.Yüzüğü görünce içim ürperiyor.Tıpkı babamın bana hediye ettiği yüzük gibi.Yaklaştıkça adamın sesi netleşiyor,köpeğini paşam giye seviyor.Ses hiç yabancı değil.Adam aniden dönüp saçlarını düzeltirken yüzünüü görüyorum.Dizlerim kesiliyor…

Bu adam benim.”

 

Bazen insan konuşamaz hani,dilinin ucuna yapışıp kalır kelamlar.İşte öyle anlarda diyardan diyara göç edip hayatlar kurarsın kendine.Sevdiklerini koyarsın o hayatların baş köşelerine.Herkes anlamaz bu hayalleri,konuşmadığın için suçlanırsın.Ama mazur görürsün onlar,çünkü herkes hayal kuramaz,kızamazsın insanlara yapamadıkları şeyler için.

 

Sürç-ü Lisan ettiysem affola.

Saygımla.

Kar Altında AŞK

Bembeyaz bir Ankara gecesinde kütüphane çıkışı duraktaydım.Gözüme öyle bir çift ilişti ki tüm kozlarımı açtım kendime.Sokak lambasının altında ,yağan kar eşliğinde kıpkırmızı burunlarıyla öpüşen bir çift,kız kısa,oğlan uzun.Kız oğlana yetişebilmek için parmaklarının ucuna kadar oğlanın dudaklara pike yaparak kondurdu buseyi.Oğlan kızı bırakmak istemesede,çaresizliğin verdiği acı ile mutlu rolünde,belkide çaresizliğin en amansız yerinde hissediyo kendisini,acemice.O kadar masumlar ki,kısa bir ayrılık bile dayanılmaz zamanlara denk geliyor onların lugatında.Bense duraktan onları izlerken kendimce muhakeme yapıyorum.Başıma gelenlerle gelmesini istediklerimin neden tam tersi olduklarını çözmeye çalışıyorum.Neden benmiyim,yada yine bendeki onlar mı?

Hayatımızdaki tüm insanlar aslında bizim bir yönümüzü temsil etmez mi? Hovarda arkadaşımız içimizdek hovardayı,asi arkadaşımız asi yüzümüzü yansıtmaz mı ? Zaten kendmizden  birşeyler bulduğumuz için insanları kendimize yakın görmezmiyiz kimilerini.O beni anlar demezmiyiz? İşte bu tezimle kabağı kendi başımda patlattım ben yine. Olanların ve olacakların sorumlusu daima ben olacağım. Derken otobüs geldi ve gençler ayrıldı.Bende otobüsteki yerimi alıp karlı Ankara gecesinde rüzgarı yararken açtım  kitabımı ve şöyle dedi kitap ; “Başlı başına bir dünyadır aşk.Ya tam ortasındasındır,merkezinde.Ya da dışındasındır,hasretinde”.

Hasretin ne demek olduğunu bilirmisiniz? Tıpkı günden güne eriyerek ölümü bekleyen hastalık gibidir hasret.Bir an önce bitsin der iç çekersin.Sonuca ulaşmak için elinden birşey gelmez,ararsın sevdayı derin gözlerde.Sendeki o sönmeye yüz tutmuş mangal gibi yüreğe ılık bir meltem beklersinde,gelmez.Herşeyden vazgeçtiğin an,gitmek için arkanı döndüğün an eser o meltem,gidemezsin.Biraz daha körüklersin inancını,son nefesinle.Bilemezsin meltem gibi gelenin kasırga olmayacağını.Rüzgara güvenipte açılamazsın denize,ya kesilirse deyip oturursun sahile.Uzun uzun dalarsın günbatımına,bir dalgada alıp götürsün diye seni……

Sürç-ü lisan ettiysem affola.

Beklerim.

Uzun zamandır beklediğim parçayı buldum.Aldı beni götürdü senin diyarlarına,Karadenize,Ege’ye,Akdeniz’e.Belkide doğunun en ücra köşesine ya da hiç adını duymadığım şehirlere.Belki dört mevsimin göbeğine,belki de kara kış gecelerine.

Seni bir türlü betimleyemedim ne kendime ne de başkasına.Gözlerinin renginde kayboldum ama bilemedim hangi renkteyim.Gerdanının kokusunda kendimden geçtim ama bilemedim nasıl koktuğunu.O ipek saçlarında diyardan diyara atladım ama bilemedim saçlarının yumuşaklığını. Buğday teninde vadiler geçtim ama yaşamadım o dokunun hazzını.O pamuk ellerinden aşkın şerbetini içtim de kavrayamadım ellerini.

Seni hep sol yanımda taşıdım,taşıyorum.Uzun uzun daldığım zamanlarda,yalnız gezdiğim zamanlarda aklımda sen,ufkumda sen varsın.Eğer birazcık başarım var ise,senin hayalindir ilham kaynağım.Gönül kapılarımı tek hamleyle açıp baş köşede oturacağın günün özlemidir çektiğim tüm çilelerin mükafatı.

Kimsin,nerdesin bilmem.Ama bilirim ki varsın.Belki yakınımdasın,belki uzağımdasın.Ama bilesin ki ben senin ne güzelliğine bakarım ne de nasıl göründüğüne.Saf sevgine,gönlüne düşmeliyim senin.Beni ben olduğum için bana kattığın senle yanmalıyım ateşlerde.Öyle yazılar yazmalıyız ki gönüllere,bir çırpıda silinmemeli.Sen bana kızasın ben sana öfkeleneyim,sonra dudağında alayım soluğumu.Ben sana yemekler yapayım,sen bana masalar kur.Mehtaplı gecelerde bet sesimizle incesazdan girelim,mamak türküsünden çıkalım.Kaçalım gidelim istediğimiz zaman,istediğimiz yerlere.Senin fotoğraflarını çekeyim,an be an.Hayatımın her köşesine yerleştireyim seni.Kendimi düşünmediğim zamanlarda seni düşüneyim.Karşılıksız olsun herşeyimiz.Yüreklerimiz olsun açık çeklerimiz….

Senin için,sana dair yazılarla dolu beynimin her bir köşesi.

Beklerim ben daha.

Zaten benim bildiğim sensen,tuttuğun gibi yıkarsın dünyalarımızı.Kalkar yeniden inşaa ederiz herşeyi.

İstediğimiz gibi.

 

 

Sürç-ü lisan ettiysem affola.

Tütünüm geldi.

Saygılar.